İçre Yâre

Nuriyye sebilinde yürürüm yane yane.
Ne meczubdur şu acuz ne deli ne divane.

Aşiyan u aşikar, buldu acuz vuslat aşıka.
Ne bibaht ki acuz bulamadı vuslat aşka.

Duçar kalmış, dil kaynar taşar, içre yare.
Essem önümde dağlar yükselir mevce ile.

Koşsam doru gibi rast gelirim bir avcıya.
Bahtım kara benim, ceylan da olsam Yar’a.

Yarım zikir, yarım fikir olur mu ki dil hale?
Ey acuz, mübin ki yarım şükr ne ola gönle?

Yanıp kavrulmak kolay mı sanırsın Canan’a.
Sebat ile devam elzemdir ezkara cenanda.

Ne gelirse sükut vardır bundan gayrı bize.
Her sükuta tefekkür galip olmalı dilnesilde!

Ola dil beytü’l-hikem bi-iznillah sonunda!
Ol Afitab-ı Nuriyye’ye ram ki olasın canında!

Işktan İçre

Esrar-ı sebilde tutulmuşam ba-hayret aşka.

Işk eylemek çün vacibdür gitmek şehr-i aşka.

Şehr-i aşkta eyler şahlar zikrullah-ı a’la.

Ne ide Ahmedi acziyet içresinde duçar hala.

 

Bahr-ı enginde ıssız ve sıcak bir ceziredeyim.

Ne pişsem farkındayım ne yansam ne erisem.

Ham kalmışam hayatta keşf u irfana, biçareyem.

Ne ilmime amilim ne de fakr u acize bir hadim.

 

Diyar-ı ışktan göçmüşem, bir yaralı bülbül gibi.

Hasret u hicran içresinde kalmışam divane gibi.

Bana mecnun derler ışktan içreyem Kays gibi.

Leyla’dan içre bir ben, benden içre bir Leyla gibi.

Ateş

Bir şeyh ki yolda yürüyüşü ateş.
Hem cismi hem bülbülü ateş.
Hiç yakar mı ehl-i Hakk’ı ateş?
Hem sünbül hem güldili ateş.
Bir nazarı var ki yakar bir ateş.
Hem cesed hem derun ateş.

Bir şah ki kavl u kelamı ateş.
Hem yarı hem servası ateş.
Hiç yakar mı ehl-i aşkı ateş?
Hem dilşah hem nurçeşmi ateş.
Bir nazarı var ki yakar bin ateş.
Hem Ahmedi hem kalbüd ateş.

Bir abd ki ulum u a’mali ateş.
Hem lem’i hem alemi ateş.
Hiç yakar mı ehl-i rahmi ateş?
Hem ehli hem dilnesli ateş.
Bir nazarı var yakar bin bir ateş.
Hem cenan hem canan ateş.

(Muhammed Es’ad Erbili kaddesallahu sirrahu’l-aziz hazretlerine…)