Çocuk ve Anka

Bir şehir var şu gönlümde,

Küçük, tatlı bir liman ve sandal,

Dalgaların kenarında bir çocuk,

Mazinin derinlerinden de bir müzik.

Dalgaların sesleri mıknatıs gibi…

Çekiyor onu sonsuzluklar sahiline.

Dayanamıyor ve atlıyor sandala.

Şu küçük ve tatlı limandan

Kürek kürek açılıyor ummana.

Ama ne bilsin çocuk kaybolacağını,

Derin suların onu yutacağını?

Tam sulara gömülmenin eşiğinde…

Karşısında, ummanın tam ortasında,

Bembeyaz bir “Anka kuşu” duruyor.

Suların üzerinde sakin bir halde,

İzliyor çocuğu sessiz bir şekilde.

Çocuk telaş için düşünmekte:

“Ne oluyor?” ve bir haykırış kopuyor:

“Niçin bana yardım etmiyorsun.”

“Neden sakinsin, niye sessizsin?”

Ama hiçbir cevap alamıyor tabii ki.

Son radde, son çırpınış geldi, çattı.

Çocuk batıyor ummanın derinlerine.

Ne ses var, ne sâdâ var gönlünde.

İşte o an bir şey ilişiyor gözüne.

Anka’nın uçtuğunu görüyor bir anda.

“Ne olur beni bırakma burada!” diyor,

Gözlerinin feri yitip giderken.

Hayal meyal son kez görüyor onu.

Anka havada kanatlarını çırpıyor.

Artık çırpınışı bırakıp teslim oluyor çocuk,

Umman onu bağrına sürüklerken.

O anda Anka şiddetle çarpıyor,

Kanatlarını ummanın üzerinde.

Ve yarılıyor umman ortadan ikiye.

Hızla aşağı uçup yakalıyor çocuğu.

Sonra uçtukça uçuyor yukarı doğru.

Yükseldikçe yükseliyor semaya.

Öylesine hızlı bir şekilde çıkıyor ki,

Adeta alemler yırtılıyor sesiyle,

Kaf dağındaki yuvasına kadar.

İçre Yâre

Nuriyye sebilinde yürürüm yane yane.
Ne meczubdur şu acuz ne deli ne divane.

Aşiyan u aşikar, buldu acuz vuslat aşıka.
Ne bibaht ki acuz bulamadı vuslat aşka.

Duçar kalmış, dil kaynar taşar, içre yare.
Essem önümde dağlar yükselir mevce ile.

Koşsam doru gibi rast gelirim bir avcıya.
Bahtım kara benim, ceylan da olsam Yar’a.

Yarım zikir, yarım fikir olur mu ki dil hale?
Ey acuz, mübin ki yarım şükr ne ola gönle?

Yanıp kavrulmak kolay mı sanırsın Canan’a.
Sebat ile devam elzemdir ezkara cenanda.

Ne gelirse sükut vardır bundan gayrı bize.
Her sükuta tefekkür galip olmalı dilnesilde!

Ola dil beytü’l-hikem bi-iznillah sonunda!
Ol Afitab-ı Nuriyye’ye ram ki olasın canında!

Işktan İçre

Esrar-ı sebilde tutulmuşam ba-hayret aşka.

Işk eylemek çün vacibdür gitmek şehr-i aşka.

Şehr-i aşkta eyler şahlar zikrullah-ı a’la.

Ne ide Ahmedi acziyet içresinde duçar hala.

 

Bahr-ı enginde ıssız ve sıcak bir ceziredeyim.

Ne pişsem farkındayım ne yansam ne erisem.

Ham kalmışam hayatta keşf u irfana, biçareyem.

Ne ilmime amilim ne de fakr u acize bir hadim.

 

Diyar-ı ışktan göçmüşem, bir yaralı bülbül gibi.

Hasret u hicran içresinde kalmışam divane gibi.

Bana mecnun derler ışktan içreyem Kays gibi.

Leyla’dan içre bir ben, benden içre bir Leyla gibi.