Katre-i Vuslat

Yazın sonunda hüzün var şimdi içremde.

Sanki bir sonbahar sabahındayım da,

Üryan ağaçları müşahede ediyorum ve

Yürüyorum solmuş yapraklar arasında.

Özlemle baktığım Şah’ım emamımda

Ceylan gibi sekerken ben bir divane…

Bir yaş süzülüyor fuadımdan aynıma.

Yırtılıyor gönlüm sözün bittiği yerde.

Ne haykırış hep sükut hakim burada.

Göz a’ma, gönül gözü muğlak bizde.

“Uyan!” dersin amma yoktur bir fetha.

“Bişnev!” dersin, bulunmaz bir damme.

Sükutta yalnız, beyaz gecede de kesra…

Ya Şah, şu gönül yapayalnız sensizlikte!

Bulunmaz bir derman ne dahi bir deva.

Acuzuz biz, ne ahval var bizde ne hikme.

Ne makama aidiz biz, yek aidiz Allah’a.

Adımlar sert, hançer yarası derinlerde.

Kan yakıyor tenimi şimdi, alev gibi adeta.

Her katrede bir leyla kayıpta şimdilerde.

Can kafesi kırık, gönül kuşu oldu hasta.

Bir yangın zahir oldu dilde içreden içreye.

Bekliyorum Rahşan’ı bahr-i enginin kıyısında.

Kavruldukça kavruluyor derunum, yok saka.

Gülşahım, kül oldu beşer eşkinin alevleriyle.

Uzatma sürgününü acuzun alem-i Rahman’da.

Ok yayından çıktı, yandı yürek muhabbetinle.

Kılınç kınında kaldı, yarıldı, yürek hicranlarda.

Ahmedi diler olmak her gice hane-yi alinde.

Himmet eyle dil-i ihvana da alem-i serab-istanda.