Ne Kadir Hem Aciz

Gönlüm aldı bir zâr ki doğrulmaz nefisden içre.
Ne vuslata kadir nefes ne emre ne bekâya.
Derûnum aldı bir nâr ki tutuşmuş Senden içre.
Ne nefse kadir nefes ne ışka ne muhibbiye.

Dilim alır bir kâr ki bulunmaz cihandan içre.
Ne Hakk’a kadir nefes ne emana ne esrara.
Cesedim alır bir hârr ki yok deva Senden içre.
Ne nura kadir nefes ne Sana ne mübine.

Kalbim aldı bir hükümdar ki itti ışktan içre.
Hem vuslata aciz nefis hem emre hem bekâya.
Cenanım aldı bir yâr ki eyledi candan içre.
Hem ruha aciz nefis hem ışka hem muhibbiye.

Cevfim alır bir zarar ki çıkmaz batından içre.
Hem Hakk’a aciz nefis hem emana hem esrara.
Kalbüdüm alır bir mar ki boğuşur zattan içre.
Hem nura aciz nefis hem Zatına hem mübine.

Zar:Ağlama/ İnleme, Derun:Kalb, Işk:Aşk, Dil:Kalb, Cihan:Dünya, Eman:Güven, Harr:Sıcaklık, Deva:İlaç, Cenan:Kalb, Yar:Sevilen, Muhibbi:Seven, Cevf:Kalb, Batın:İç alem/ Kalb alemi, Esrar:Sırlar, Kalbüd:Hayvani cesed, Mar:Yılan, Zat:Öz

Liva-yı Türki

Mü’minlerin hilal ve yıldızlı alemi.
Gökyüzünün şerefi, yerin necabeti.
Zarif ve asil milletin fazilet-i alisi.
Yek millet ve tek devletin simgesi.
O sancak ki aciz fukaranın hadimi.
Kırık dillerin ve kalblerin sevgilisi.
Vefalı bir milletin yek temsilcisi.
O ki haçlıların en muazzam havfi.
Kafirlerin harbettiği yek ebedi rakibi.
Bi-iznillah olacak yine alemin hakimi.
Kılacak İslam’ı pek a’la ve pek asaletli.

Necabet:Seçkinlik, Fukara:Fakirler, Hadim:Hizmet eden/Hizmetkar, Havf:Korku, A’la:En yüce

Katre-i Vuslat

Yazın sonunda hüzün var şimdi içremde.

Sanki bir sonbahar sabahındayım da,

Üryan ağaçları müşahede ediyorum ve

Yürüyorum solmuş yapraklar arasında.

Özlemle baktığım Şah’ım emamımda

Ceylan gibi sekerken ben bir divane…

Bir yaş süzülüyor fuadımdan aynıma.

Yırtılıyor gönlüm sözün bittiği yerde.

Ne haykırış hep sükut hakim burada.

Göz a’ma, gönül gözü muğlak bizde.

“Uyan!” dersin amma yoktur bir fetha.

“Bişnev!” dersin, bulunmaz bir damme.

Sükutta yalnız, beyaz gecede de kesra…

Ya Şah, şu gönül yapayalnız sensizlikte!

Bulunmaz bir derman ne dahi bir deva.

Acuzuz biz, ne ahval var bizde ne hikme.

Ne makama aidiz biz, yek aidiz Allah’a.

Adımlar sert, hançer yarası derinlerde.

Kan yakıyor tenimi şimdi, alev gibi adeta.

Her katrede bir leyla kayıpta şimdilerde.

Can kafesi kırık, gönül kuşu oldu hasta.

Bir yangın zahir oldu dilde içreden içreye.

Bekliyorum Rahşan’ı bahr-i enginin kıyısında.

Kavruldukça kavruluyor derunum, yok saka.

Gülşahım, kül oldu beşer eşkinin alevleriyle.

Uzatma sürgününü acuzun alem-i Rahman’da.

Ok yayından çıktı, yandı yürek muhabbetinle.

Kılınç kınında kaldı, yarıldı, yürek hicranlarda.

Ahmedi diler olmak her gice hane-yi alinde.

Himmet eyle dil-i ihvana da alem-i serab-istanda.

Hasret-i Rasul


Şu ömürden bir gün daha feda oldu.
Sensiz geçen günlerde derun soldu.
Hem dahi eşk-i bihar ekti yareye tuz.
Ve hem ateş-i ışk yaktı ki, yaranı buz.

Ne kıyamda kaldı yaş, sanki kurak gül.
Hem rukudan dahi bihaber şu gönül.
Culus dahi yarık, susuz bir toprak sanki.
Ne salatı kamil cenanın ne dahi zikri.

Yeniden Kıyama

Güller dahi kan ağlıyor şimdilerde.
Önce Türkistan sonra Kudüs zulmette.
Zulüm kapladı, Arakan esaret içinde.
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Nasıl ihtar itti Rasulullah ümmetine?
Mazluma yardım it ama zalime de.
Allah dahi mani rahmeti tecellisiyle.
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Fasıka mani Allah hem dahi zalime.
Afet diyorlar şimdilerde bu tecelliye.
İntibah zor mudur mü’minin kalbine?
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Ne soğukta durur zulmet ne güneşte.
Gökten saf saf rahmet-i ilahi inmekte.
Rahmetullah kuşatır her yeri alemde.
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Her ay durmaz zulmet dahi her sene.
Zulmet bürürse cihanı ham bir şekilde.
Lanetullah helak eyler ram kulubu bile.
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Suriye zulümle helak oldu günümüzde.
Kavruluyor şuan dahi kalbler Kudüs’te.
Arakan’da tutuşuyor zulmet şimdilerde.
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Ne için ümmet coğrafyası sessizlikte?
Nasıl yanmaz gönül zulmeti görünce?
Merhamet yok mu şu gönüllerimizde?
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Uygur zulmet içinde yitiyor şimdilerde.
O zulüm ki bürümüş adeta gökleri bile.
İnsanlık bıraktı mı şefkati yüreğinde?
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Sükuttaki mazlumu korumamak niye?
Hangi haşyet kapladı kalbleri şimdi de?
Hani Allahu teala’dan korkan nerede?
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Kalkın bi-iznillah ayağa ey beşeriyye!
Tepki gösterin şu dünyadaki zulmete!
Yoksa kalbleriniz mi mühürlenmekte?
Durmak yok, yeniden kıyam vaktidir.

Şahı Gördüğüm Gün

Güneşimin doğduğu gündür.
Yanıp kül olduğum gündür.
Şahı gördüğüm gün bugündür.
Aşık olduğum gün bugündür.

Yanar derun ateş ve kül.
Açar güller alev-i sünbül.
Gülü gördüğüm gün bugündür.
Dilin yandığı gün bugündür.

Eyler nazar bir ara bir an.
Eder kalbim bir harb-i cihan.
Şeyhi gördüğüm gün bugündür.
Derviş olduğum gün bugündür.

Şeyhim tutuşturur aşkla dili.
Cenan olmuş kördüğüm gibi.
Canan gördüğüm gün bugündür.
Can bulduğum gün bugündür.

Dilgül eyler salat derin derin.
Ağlar olmuş Şah ümmet için.
Sultan gördüğüm gün bugündür.
Bugün Nur gördüğüm gündür.

Edib-i Dem

Bir nur ki onda parıldayan şems gibi.
Hem vefalı hem pürhaya nesli gibi.
Ateş dahi utanır yanında, edib-i dem.
Ben sünbülü, bülbülü, gülü ne’dem?

Bir ziya ki ondan ışıyan bedr gibi.
Hem veralı hem pürziya ehli gibi.
Ateş dahi tutuşur aşkında, o ki hemdem.
Sünbül, bülbül, gül dahi yanar dembedem.

Bir od var ki onda zahir yangın gibi.
Hem alim hem pürirfan ceddi gibi.
Ateş dahi ram olur, duymaz nedem.
Sünbül,bülbül,gülde dahi olmaz mendem.

Bir şu’le var ki ondan şamil setr gibi.
Hem amil hem pürhidme ceri’ gibi.
Ateş dahi diler olmak dilinde yek bir dem.
Aşk-ı Nuri nur eyler kulubu her dem.

Şebab u Kıyem

Kayboldu kıymet insanların gönüllerinde.
1400 sene evvel böyle miydi kıymet dilde?
Değişti insanlar, değişti dünya nefisle.
Şeytan aldı, iktidarı mükemmel bir şekilde.
Edeb akardı, kalbden lisana her şeyiyle.
Efendi, “Seviyorum.” diyemezdi kerimeye.
Kerime, seçemezdi zevcini edepsizce.
Şebab hazineydi edeb-i Kur’an u Sünnetle.
Dildeydi Kur’an-ı Kerim daim bir şekilde.
Ahvalinde sabitti nasın Sünnet-i Seniyye.
Her mekân, her hane sürurluydu usulünce.
Herkesin yek derdi vuslattı Allah u Rasule.
Dönüştü koca devlet-i ali devletçiğe.
Başladı bin bir müşkil şu devletçiğin zihninde.
Moda diye ekildi hayâsızlık millete.
Şebban ulvi bir kurban oldu modernistliğe.
Nerede, edeb-i Rasulullah şimdilerde?
Nerede, enbiyaların varisi günümüzde?
Şebban koşar oldu kâfirlerin edebiyle.
Veledan yaşar oldu oyunlarının peşinde.

Sergah Dergi Kaybolan Gençlik ve Değerler sayısından…

Medh-i Necib u Fazıl

Nur-i muhabbetullah ile oldu derunu pür-ziya.
Ed-din-i mübin-i İslam ile baki oldu daima.
Cühd u neşat içresinde erdi Necip fazıla.
İsmi zikredildi her zaman kitab u lisanda.
Pek a’la bir sultan oldu telkinle şu dünyada.

Fazilat-ı Kur’an u Sünnet’i topladı zatında.
Ahd-i bezm-i eleste baki oldu ba-sıddıkiyye vü fena.
Zulmet-i nefsini münevver kıldı zikrullah u salatla.
Islah eyle ya Rabbi Ahmedi’yi ve eyle hadim yolunda.
Lem’an-ı İslam ile pür-ba-ışk kıl dil-i ihvanı dünyada.

Sergah Dergi Necip Fazıl Kısakürek sayısından…

Kudüs İçin Kıyam Vakti

Kerim Allahu teala hani haçlı ordularından felaha erdirmişti Selahaddin Eyyübi vesilesiyle ilk kıble-yi şerifimiz yüce mi’rac hadisesinin vuku’ mekanı olan mukaddes Kudüs’ümüzü. Hani biz fetoistlerin ayaklanmasını susturmuştuk. Hani biz Rum ordularını kaç kez hezimete uğratmıştık ya! Hani çocuğumuzun eline diken batsa hastaneye götürüyoruz ya! Hani muhacir kardeşlerimize kapı, kucak, gönül açıp dertlerine derman olduğumuzu düşündük ya! Biz Osmanlı evlatlarıyız diye gurur duyduk ya hep yahut Atatürk’ün varisleriyiz diyoruz ya her vakit veyahut biz Rasulullah’ın askerleriyiz, Allah’ın zü’l-fikarlarıyız diyoruz ya kalbimizi ortaya koyup inanarak! Nerede şimdi sözler? Biz laf müslümanları mıyız, kardeşim? Biz ashabın özlemle baktığı Rasululah’ın “Kardeşlerim” dediği müslümanlar değil miyiz? Biz “Rasulullah’a canımız feda ola!” diyenler değil miyiz? Hangimiz anlayabiliriz şimdi savaştaki çaresizliği? Hangimiz çıkıp da vahşette fedakarlık yapabiliriz? Şimdi herkesin elinden düşürmediği akıllı telefonlar ne için yarıyor? Gündemi takip edip Suriye için nasıl ayağa kalktıysak şimdi Kudüs için ayağa kalkama vaktidir. Çağlardan en kötü çağdayız. Ne yerimizden kalkıp savaşa gidebiliyoruz. Ne devlet olarak sesimizi yükseltebiliyoruz. Halk olarak yürüyoruz meydanlarda Kudüs için. Mü’min olarak konuşuyoruz televizonlarda, salonlarda Kudüs için. Müslüman olarak yazıyoruz internette, dergilerde, kitaplarda Kudüs için. En kötü halimiz bugünkü halimizdir bizim. Suriye yok oldu yürüdük, konuştuk ve yazdık. Ama sonucunda yine oturup izleyen biziz.Ne savaşa engel olabildik ne muhacir kardeşlerimize hakkıyla sahip çıkabildik. Arakan, Myanmar,Pakistan ve Kudüs’te vahşet hala devam ediyor. Yine elimizde konuşmak var, yine yürümek ve yine yazmak var. Elimizden gelen bundan gayrı yok mu bir şey? Ne vakit gönüllerimiz haykırışa geçecek? Gözler baksa ne fayda gönle işlemedikçe şuur. Hayat devam ediyor, vahşette zulümde devam ediyor. Ne azalıyor daim artıyor.
İki üç film veya dizi izleyip gaza gelmekle olmuyor müslümanlık, dervişlik yahut insanlık. Diriliş Ertuğrul izleyip o akşam cihat ilan edip sabaha vazgeçmek yalnızca kişiliği bozar. Yunus Emre’yi izleyip akşam hikmet ehli olup sabaha yeniden gerisin geriye dönmek sadece şahsiyetinize zarar verir. Eskiden biz Allah için ölmek denildiğinde kalbimizi ortaya koyup efere çıkmaya can atan gençler, yaşlılar değil miydik? Şimdi ne oldu bize ki içimiz kararmasın diye haber dahi zilemiyoruz. Şimdi hayattan bezmiş, hiçbir şey umursamayan, kötü haber duyunca kanalı değiştiren kulağına kulaklığı takıp oyuna dalarak alm-i Rahman’dan kopan insanlar olduk. Bırakın şu elinizdekileri ve gerçekleri gözlerinizle görün! Çıkarın kulaklıklarınızı da zulümün haykırışlarına kulak verin! Rahat bırakın gönüllerinizi de ferasete erin! Nedir kendinize zulmetmenizle dünyadan el etek çekerek mazlum kardeşlerinize zulmetmeniz? Haydi kalkın ayağa! Kranlıkta ki bir mum hiçbir şeyi değiştirmez ama yanyana, göğüs göğüse, gönül gönüle bin mum gökleri aydınlatır. Eğer birlikte tek bir ses olursak şeytan dahi karşı koyamaz bize. Amacımız ve hedefimiz cennette Rasulullah’ın meclisinde mütebessim olmak bizim. Biz bir olup inanırsak Allahu teala elbet bizi muzaffer kılacaktır. Nefisler nefeslere hükmettiği zaman vücud şeytanın esiri olur. O zaman tembellik, öfke ve yalancılık gibi kötü hasletlerin yuvası haline gelir beşer. Artık nefeslerin nefislere hükmetme vakti gelmedi mi yahut nefislerin nefeslere hükmettiği yetmedi mi? Girdiğin yol Allah’ın yolu ise korkma, çekinme, darılma, üzülme, isyan etme Allah bizimle beraberdir. Sakın ola tedbiri elden bırakma! Savaşa devam et gücünün yettiğince. İster elinle olsun, ister kavlinle olsun,
isterse kalbinle. Ne yılmak var bize ne üşenmek ne de darılmak. Biz zü’l-fikarlarıyız Allah u Rasulün. Biz asakir-i mansure-i Muhammediyye’yiz alem-i İslam’ın.

Kıblemizdir Kudüs evvelden ve mi’racın köprüsüdür o.
Ulu bir şehirdir ki İslam’ın kalbi, isranın gözbebeği orası.
Duha vakti gibi gönülleri aydınlatan güneşin ışığıdır o.
Ülfetli Sultan’ın emaneti, mukaddes rahmet iklimi orası.
Sultanlar Şah’ı, gönüller Padişah’ı Rasulün mescididir o.
Engin bir maneviyat ummanı ve derunlar havuzu orası.

Sergah Dergi Kudüs sayısından…