Yozlaşıyoruz Nesilden Nesile

sliderKalbimde bir ateş var Sen’i gördüğümden beridir. Ayrıldı şu vücud Zatından amma kaldı gönül kuşu yeşil kubbenin çatısında. Ayrılık çetrefilli geldi şu dile. Gönül kafesi kırıldı, ağrı vurdu gönle. Gönül kuşu uçtu bahçene. Güller şahı olan Sen’i görmek istediğimde bir güle bakar oldu gözler. Yeşil kubben nurani bir sima gibi hala Sen’i arayan gözlerimde. Her yerde Sen… Her dilde Sen… Her sözde Sen… Saklı kaldı hatıralar arasında gözleri. Saklı kaldı rüyalar arasında siretin. Saklı kaldı gönüllerde o mübarek suretin. Sadece Ravdan var akıllarda şimdi.  Yek mesdin geliyor gözler önüne hayallerde. Tüm hayaller Sen’inle başlıyor. Tüm hayaller Sen’inle bitiyor. Amma ne hayatımız Sen’inle ne Ebu Bekirin’le ne dahi varislerinle şu zulmete bulanmış zaman içresinde. Nefis, şehvet, şeytan teslisi ele geçirdi alem-i Rahman’da beşeri. Birkaç insan kaldı zulmet içresindeki şu zifiri alemde. Birkaç veli kaldı şu apaçık, berrak ve ham cahiliye devrinde. Gönüller mahtum, gönüller muğlak, gönüller merid şimdinin dünyasında. Sözler asılı kaldı dimağlarda, kor ateş yakmaz oldu gözleri. Hakk, hukuk yokoluşta… Sadece ham, katıksız bir enaniyet hüküm sürmekte zihniyetlerde. Ne tenkit edebiliyoruz ne dahi ikaz. Çünkü galebe çaldı nefis ruha, galebe çaldı şeytan kalbe, galebe çaldı şehvet akıllara. Çünkü hakim oldu kibir cesedlere.  Sadece yerimizden oturup laf müslümanlığı ile yetiniyoruz. Laf cambazlığı ile hayatımızı idame ettiriyoruz. Laf cımbızlığı ile tüm hataları görüyor lakin nefsimizi muhasebe etmiyoruz. Çünkü herkes menfaati hayatının merkezi haline getirdi. Menfaat varsa hata doğru sayıldı. Menfaat varsa yalan yok sayıldı. Sahte gülüşler hakim oldu suretlerde. Sahte ahlak terbiyecileri ortaya çıktı “İlahiyatçı” adıyla. İlahiyatçı inandığını satar, alim ilmini yayar alem-i Rahman’da. Oysaki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri böyle mi anlattı din-i mübin-i İslam’ı alem-i Rahman’a. Hangi halini teşbih edebiliriz günümüz Müslümanlığıyla. Sözde kaldı cihadler, sözde kaldı mücahidler… Sözde kaldı letafet iklimindeki nesiller. Lafta kaldı asalet timsali mü’minler. Bir masal oldu sıddıkıyyet serva serva anlatılan. Ah, şimdinin dünyası! Herkes menfaatine göre harekette. Her söz menfaatine göre kıymette.

Ve’l-hasıl gönüller mahtum, gönüller muğlak, gönüller merid şimdinin dünyasında. Rasul’ün gözü yaşlı, Rasul’ün gönlü yaralı, Rasul hüzünlü şimdinin dünyasına. Ne haya kaldı hanım ve beyde ne takva kaldı şekilde ne dahi gönüllerde kaldı kelam-ı leyyine.

Allahu zü’l-ikrami ve’r-rahman Efendimiz hazretleri gönlümüze nur, lisanımıza kelam-ı leyyine, ahvalimize takva, batınımıza maneviyat yağdıra şu ser-cümle-i avalim olan merkezde. Allahu teala hazretlerinden cümle mü’minin son nefesini selametle vermesini dilerim.

Fi emanillahi ve’s-selam…

Ah Üveys Can Üveys

Ah ki Rasulden firaktayım.
Vah halim ki yanmaktayım.
Nur-i Rakka’ya varamadım.
Canan Üveys’e soramadım.

Yemen ilinden çıkamadım.
Karen yolunda duramadım.
Rasulullah elin varamadım.
Evvah, Üveys’e soramadım.

Rüyalarımda kaldı Karenim.
Hülyalarda kaldı Yemenim.
Dilimden çıkmaz Rasulilim.
Yaran Üveys’e soramadım.

Hayallere karıştı meramım.
Düşlerde unutuldu ravmim.
Hep canımdadır Rasulelim.
Eyvah, Üveys’e soramadım.

Ah ah, Rasulden firaktasın.
Evvah halin ki yanmaktasın.
Yemen illerinden çıkamadın.
Can Rasulullah’a varamadın.

Karen yollarında duramadın.
Yemen ellerinde kalamadın.
Rasulullah illerin soramadın.
Yar Rasulullah’a varamadın.

Rüyalarında kaldı Karenin.
Hülyalarında kaldı Yemenin.
Dilinden çıkmadı Rasulelin.
Evvah ki Rasul’e varamadın.

Menamına erişti meramın.
Mahiyette uyandı muradın.
Hep canında oldu Rasulilin.
Eyvah ki Rasul’e varamadın.

(Üveys El-Karanî hazretlerine…)

Aşk Ummanında II

Hangi mevsimdi dün gibi hatrımda. Başına örtündüğün hicab masmavi bir ummandı sanki. Giyindiğin kaftan gece gibi esrarengiz… Ve çehrenin o neşesinden de hatırlıyorum ki ilkbahardı mevsim. Yeryüzünün bembeyaz gelinliği çoktan kardelenlerin haberiyle erimiş; yemyeşil otlar, sarı, pembe, mor ve masmavi bir çiçekli elbiseyle taçlanmıştı diyar. Her yerde kuşların cıvıltıları, mutluluğun sesleri ve canlılığın enerjisi dolanıyordu.

Senin gülüşünün hatıraları duruyor mu hala donmuş lahzalarda? Her adımını hatırlıyorum ve bir de esintiyle gelen kokun var hatıralarda.

Bahçede Sakura ağaçlarının dalları arasından güneş çehren gözümü alıyor her ğöğe baktığımda. Her uykuya daldığımda seni görüyordum rüyamda.

Ah, ne güzel günlerdeydik! Her denizde seni izledim, her yolda seni gözledim, her şarkıda seni dinledim, her dizede seni özledim. Hangi ummanın mavisi, hangi çiçeğin pembesi güzeldir bizim yuvamızda? Bizden başka bilmiyorum, hepsi yalan oldu sadrımızda.

Şimdi sen benden uzaktasın, çok uzak diyarlarda. Ne tez geçti mevsimler! Ne zaman geçti yıllar! Biz ne vakit solduk?

Bırak güneş çehrene bakmayı! Rüyamda bile göremiyorum artık hülyanı. Her ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, kalbimden uzaklaşmıyor o cihanı aydınlatan güneş çehren. Uzaklaştıramıyorum da zaten. Seni aşk toprağına gömemiyorum. Sana bakarken bulduğum huzuru düşlüyorum sürekli. Başka hiçbir çehre huzur vermiyor gönlüme. Seninle sakinleşiyorum. Seninle huzur buluyorum. İlginçtir ki belki ama Efendim’in rayihasını bulacağımı düşünüyorum sende belki de. Bu yüzden belki de senden ayrılamayışım. Sen aynı kaldın ama ben değiştim zaman içinde.

Ayrılık sızısı yardı sinemi. Sahi, neden ayrıldık ki? Ayrılık okyanusunda ıssız bir adada yalnız ve mahzun bir gafilim. Gönlüm alev tandır adeta. Özlem ise kaynayan ciğerimde bir demir hançer…

Melek-i Muhammedi

nasihat1_1280x647-800x4453220820906460998975.jpgCemâli gülden hoş bir şeyh ki O, melek…
Ne hususiyeti varsa Muhammedî bir ek…
Şeyhinin en kıymetli bir mücevheridir o.
Hangi hali varsa Kur’ân u Sünnettedir o.

Sesi bülbülden güzel Şâh ki, o bir felek.
Nasihatı al ve yürü! Ol Ahmedî bir ek!
Şeyhinin en hikmetli bir cevheridir, bîşek.
Hangi halin varsa ola Zâtından bir âhenk!

Cismi sünbülden zarîf sultânlar Şâhı’dır, O.
N’eylersen varırsın O’na ki mevsıldedir O.
Kur’ân u Sünnete ittibâ’ eyle! Nasihattir O.
Ol muvasıl Şâh’a, ki âlemde Nurçeşmi’dir O.

(Ramazanoğlu Mahmud Sami kaddesallahu sirrahu’l-aziz hazretlerine…)

Aşk Ummanında I

Aşk adeta gönlümde kaynayan bir kazan… Hatıralar ruhumda salınan bir meltem… Şiirler dermanım, ilacım ve devam benim. Engin ve derin bir ummanda her ada sen ve her yaklaştığım kürekte uzaklaşan çehren…

O gün hep aklımda ve hiç unutmadım, unutmuyorum ve muhtemelen unutmayacağım da. En küçük esinti bile hatırlatıyor her şeyi en başından. Tekrar ve tekrar bir similasyon gibi yaşıyorum her bir anını adeta şimdi bile. Kara bulutların yağmurdan sonra dağılıp güneşin o güzel çehresini dünyaya serbest bırakması gibi seni gördüğüm o ilk anda benim kalbimin kara bulutları senin o güneş çehrenin ışıklarıyla dağılıp adeta parıldayan bir pırlanta gibi ışıl ışıl parlamaya başlamıştı. Neden ayrı düştük bunu şimdi ve sonrasında asla bilemeyeceksin belki de. Ama yaşadığımız o güzel günler apaçık ve berrak bir akarsu gibi gün yüzünde. Aslında sensiz asla mutlu olamayacağım kanaatindeydim. İşte belki de bu yüzden ayrı düştük birbirimizden. Lakin zamanı geriye almak yahut zamanda hareket etmek şuan mümkün değil. Daha doğrusu sen mutlusun ya, o yüzden ben de mutluyum.

Senin için her şeyi yapmıştım. Kalbimin sancıları sadrımı parçalamıştı, söylediklerini işitmeye ise kuvvetim yetmemişti. Lakin yine de her şeyimle karşı koyup vazgeçmemiştim senden. Vazgeçmedikçe uzaklaştırdığın çehrene bir adım daha yaklaşmıştım. Elimdeki tek varlığım; seni kaybetmemek için çabaladığım dünyamda sana doğru uçan bir kuştum ben.

Beni sahranın ortasında susuz bıraktığında ben yine senin adını haykırmıştım ve yine sen olmuştun naçara çare. Belki de sana olan aşkımdan dolayı seni vesile kılmıştı Rabb’im derdime. Her şeye rağmen şefkatinin şaşkınlığıyla bir serap gördüğümü zannetmiştim. O an güneş çehrenin ateşi sahranın ateşini söndürmüştü birden ve ansızın kayboluvermiştin çevremden. O vakit ağlasam mı, sevinsem mi bilemedim işte. Endişelerimiz dondurucu bir yangındır içimizde… Her şey silindi adeta. Sadece bir sen ve bir ben kaldık kainatta.

Sen her zerrede, ben her zerrede… Sen her kürrede, ben her kürrede… Sen varlıkta, ben varlıkta… Sen yoklukta, ben yoklukta…

Yürümeli Yunus Gibi

Etle ve kemikle Yunus gibi yürümeli şu cihanda!
Gam ve çileyle Yunus gibi ermeli aşka cihanda!

Bu iş olmaz kaftan ile taht ile. Girmeli dergaha!
Aklın tahtından inip yanmalı gönül dergahında!

“Ete kemiğe büründüm Yunus gibi göründüm.”
Der ol Yunus Celaleddin Rumi rahimehullaha.

Can ile cenan ile girmeli ışk u vecdin bağına!
Madde şahını geçip varmalı mana sultanına!

Bu iş olmaz hırka ile tac ile. Gitmeli menbağa!
Akıl padişahından esip çıkmalı gönül şahına!

“Ete kemiğe bürünüp olmalı Yunus gibi adeta!”
Der ol Ahmedi ihvana ser-cümle-i kainatta.

Ölümsüz Aşk

Ne sen ol benim yanımda!

Ne sensiz olayım Eaphela!

Ne vakitsiz seveyim seni!

Ne bir anım olsun sensiz!

Derler ya hani!

Her şeyin bir vakti vardır.

Kardelenler bile aşkı çağırır.

Ben de olayım aşk vaktinde!

Bir ummana dalayım seninle!

Ne benden kalsın bir parça!

Ne bensiz olsun bu dünya!

Ne vakti bitsin sensizliğin!

Ne bir anım olsun sensiz!

Derler ya hani!

Kelebeklerin ömrü bir gündür.

Benim aşkım ise ölümsüzdür.

Seni ne canımla ne de kanımla

Taşıdım daima şu ruhumla.

Ne ölsün istedim aşkım.

Ne doya doya yaşattım.

Ne özgür ettim kendimi.

Ne hapis bıraktım seni.

Derler ya hani!

Aşıkların seni beni yoktur.

Onlara sen ben, ben sendir.

Ayrı, gayrı bir parça yoktur.

O, sen ummanında bir bendir.

Ne kayıp eyledim seni.

Ne kazandım sensizliği.

Ne sensiz geçti dünüm.

Ne senliydi bugünüm.

Derler ya hani!

Eksik aşklar kemalini bekler.

Şu acuz gönlüm de seni ister.

Hep de imkansızı diler dilim.

Ben ebediyyette de seninleyim.

Ateşten İçre

Âdeta tırnak sesleriyle kaplandı gönül.
Sadırdan çıkan bu his parçaladı kafesi.
Sanki gönüldeki bu his büyük bir akış.
Öyle bir akış ki sadrım paramparça,
Gözlerim yaşlı, kalb ateşli, yâ Rasûlallâh!
Hem cesed ateş hem beşer hem dil….
Yanıyor alev alev vücûd dahi her zerre.
Ne yapmalı, ne itmeli alevden yelekle?
Söndürse yanıyor bin katlı bir yangın.
Tutuştursa artıyor şiddeti aşkın aşkın.
Bıraksa durmadan yakıyor her zerreyi.
Şu acûz biçâre kaldı, yok mu bir çâresi?
Neyleye Ahmedî alev yelek içresinde?
Ne ide Ahmedî biçâre şu ateşten içre?

Sadır:Göğüs, Beşer:Deri/ İnsan, Biçâre:Çaresiz

Kul Tâcı Takmış Bir Gül

Gül yağı içmiş bir bülbül gibi şakıdı şâhım mescidde.
Adı sohbet idi bunun, yaktı derûnu gül nesli şu âlemde.
Kor ateşi yakan bir alev gibi yanar, ser-şeyhim gönlümde.
Adı Ahmed idi onun, edeb u hayâsı pek a’lâ bu âlemde.

Kul tâcı takmış bir gül gibi yaşadı pâdişâhım kesrette.
Adı veli idi onun, dosttur acûz gönüllere şu âlemde.
Gülşâh olan bir süreyyâ gibi doğdu sultânım gönlümde.
O, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’dir bu âlemde.

Kim ne dese de ne etse de bâkî kalacak ismi vahdette.
Ne kâfir, ne münâfık gâlib gelebilecek O’na şu bağçede.
Herkes bilecek vakit girdiğinde hukûk u ef’âli mahşerde.
O vakit ne enfüs, ne şeyâtîn nesîr olabilecek adüvve.

Ne yaparsan yap, bildirilir Ahmed-i Muhtâr Hazretlerine.
Sü ise üzülür Sultan ümmet-i Rasulûllah’ın şu ahvâline.
Kim üzer Rasûlullah’ı ef’âliyle, çeker gadabı üstüne.
O vakitten sonra müflistir nefsi de hem zâtı da âhirde.

Kim Rasûlullah’a itaât eder, etmiştir âlemlerin Rabbi’ne.
Çekmiştir rahmet u letâfet iklimini âlemde gönlüne.
Her kim ki olur Rasulûllah’ın izinde rakîk şu âlemde.
Olur gök yarıldığı vakit, Rasûlullah ile meiyyette.

Ey sâlik, imdi bu vakitten gayrı ol Rasûlullah izinde!
Ki rahmet-i Rasûlullah ine gönül göğünden can kafesine!
Ol rakîk u dakîk gayrı ahvâlinde sünnet-i seniyyeye!
Ki olmak çün Mahbub ile ölesin ölmeden evvel bu âlemde!

(Hoş geldin ey Sevgili, en Sevgili!)

Hasret-i Şeyh

Gönül ister Şâh’a rihle.
İzin yoktur gitmeye bâla.
Derûn ister Şeyh’e rihle.
İzin çıkmaz gitmeye câna.

Gezer acûz, dili yare yare.
Yareden çıkmaz, dil-pare.
Sensiz gönlüm ateş hâle.
İzin yoktur gitmeye câna.

Cenân adeta kara hapiste.
Işık yanmaz şu gönülde.
Ağlar acûz, dil kara hâle.
İzin çıkmaz gitmeye bâla.

Rihle:Yolculuk, Bal:Kalb, Cenan:Kalb