Sosyal Medyada Yalan Haber

Sosyal medya ve internet bilindiği üzere her şahsa iletişimlerinde sürat ve kolaylık sağlamıştır. Facebook, twitter veya youtube’un yanı sıra haber siteleri de insanlara kolaylık sağlamıştır. Doğal afetlerde, iç veya dış muharebelerde, ülkemizdeki darbelerde olsun başka ülkelerde meydana gelen darbelerde olsun Facebook, Twitter veyahut haber sitelerinde muhtelif başlıklarla internet ve sosyal medya kolaylık sağlamaya devam ediyor. Eskiden çoğu haberi sitelerden hatta gazetelerden öğrenirken şuan çoğu haberi Facebook gibi sosyal ağlardan öğrenmekteyiz. Hatta ve hatta daha televizyon ve gazetelerde neşredilmeden evvel çoğu insan muhtelif sosyal ağlardan öğrenmektedir. Lakin bu hızlı ve kolay iletişim ağları yek sahih haberlerin değil yalan haberlerinde zuhur kaynağı haline geldi ve gittikçe artıp kötüye gitmektedir. Kitleleri tesiri tahtine alan sosyal medya unsurları yüksek mevki sahibleri için her daim celb-i dikkat olmuştur. Kitleleri geniş çaplı olarak tesir tahtine alma ilk televizyonun keşfiyle beraber başlamış ve teknolojinin tarih içerisinde gelişmesiyle tesirini daha da artırmıştır. Şuan ise her ne denli sosyal medyada neşredilen yalan haberler masum görünse de gelişmiş teknolojiyle beraber çok geniş bir tesir tahtine alınan toplumda sık sık sosyal medya unsurları sebebiyle karışıklık teşekkül etmektedir. Kitleleri tesiri tahtine alan sosyal medyanın toplum fevkindeki tesirlerine dair araştırmalar ise on dokuzuncu yüzyıl sonlarında başlamıştır.[1] Başka bir deyişle bu tesir, kuvvetli bir şekilde mahdud da olsa sosyal medyanın ferdler ve toplum fevkindeki tesiri az da değildir. Bu sebeble, sosyal medyanın teşekkül ettirdiği haberler muhteva cihetinden ehemmiyet arz etmektedir. Bu noktada da sosyal medyanın müteşekkili olan haberlerde nazaran riayet edilmesi vâcib olan köksel esasların evvelinde, doğru haberin verilmesi zuhur etmektedir. Zirâ haberin yalan olarak yani, hakikate zıd olarak neşredilmesi hem ferdi olarak hem de cemi olarak ekseriyetle birçok mağduriyeti zuhur ettirir. Keza, ahval-i zakir efradın şahsi haklarını bir zelzeleye duçar ederek maneviyat cihetinden elem ve kedere, hatta ve hatta bazen intihara meyil yahut intihar vakalarını zuhur ettirmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadis-i şerifinde: “Bir kimse, bir müminde olmayan bir şeyi ona isnat ederse(iftira ederse),  yaptığı iftiranın cezasını çekmeden Allahu Teâlâ onu koyduğu Cehennemden çıkarmaz.[2]buyurmuştur.

Aslen ilk Türkçe gazetenin çıkışını dahi, yalan haberler sebebiyledir. Keza, 1789 Fransız İhtilali ile beraber Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde İhtilal’in eşitlik, özgürlük gibi fikirlerini yaymak talebi ile ilk olarak Fransız büyükelçiliğiyle beraber Osmanlı topraklarında başlamıştır.[3] Buna izafeten de Osmanlı topraklarında muhtelif gazeteler zuhur etmiştir. İlk gazetelerin zuhuruyla beraber de yalan haberlerde zuhur etmeye başlamıştır. Misalen: “1825 Mora isyanının başlaması ile birlikte Mora’da öldürülen Müslüman ahalinin otuz bin olduğu şeklinde haber ile halk galeyana gelmiş, bu haberlerin yalan olduğu kal edilse de çok da müteessir olmamıştır.”[4] Hatta bununla birlikte II. Mahmud takvim-i vekayi gazetesini huruç ettirmiştir. Hatta ve hatta Osmanlı hukukunda yalan haberler için “Basıma kâğıt talik ve neşriyle, yani, afiş ve yayın yoluyla başkalarına asılsız suçlamada bulunma fiili yasaklanmıştır.” ve “Bir gazeteci taammüden ve bir suiniyetle mebni kasden havadisi kazibe veyahut evrak ve senedatı musannaa tabeder veya bu makule havadis ve evrakı diğer bir gazeteden naklen derceyler ise, bir aydan bir seneye kadar hapis veyahut on altıdan elli altıya kadar cezayı nakdi ahzile mücazat edilir.”[5] şeklinde kanun maddeleri de bulunuyordu. Bu kanun maddeleriyle yalan haber tarihte ilk kez suç olarak nitelendirilmiştir. Bu kanun teşekkülünün zuhur sebebi de yalan haberin neşredilmesiyle toplum düzeninin bozulması, yalan haberin toplumu telaş ve heyecana duçar etmesi olarak belirtilmiş ve kasdi bir suç olarak görülmüştür.

İslâm’da ise iftira mevzuu, fevkinde ali bir şekilde vakfedilen bir mevzuu olmaktadır. İftira nihai derece ğayri hüsni ve tahribedici bir vakadır. İftiranın faili için olsun yahut iftiranın mefulü için olsun ali bir şekilde ğayri ahlaki bir haldir ki iftira neticesinde insanlar beynindeki muhabbet ribatı incelmesine; dayanışma kuvvetinin ortadan kalkmasına ve insanların birbirlerine suizan içerisinde olmalarına sebep olmaktadır. Bu suizan toplumsal hayatı felç içerisine sokmakta ve fertler fevkinde tahrib edici bir tesir bırakmaktadır. İftiranın yaygınlaşmasıyla beraber adalet azaldığı anlaşılmaktadır. Çünkü adaletin tesirini kaybettiği zamanlarda iftira gibi suihasletler zuhur etmeye başlamaktadır. İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk Es-Serhindi kuddise sirruh hazretleri ise bu mevzuda yalan söylemenin ve iftira etmenin haram olduğunu ve sakınmanın lüzumlu olduğunu söylemiştir. İftira eden kimsenin hali ise, pek çetindir. Yalan isnadda bulunan kimse bu isnadıyla amacına hiçbir şekilde ulaşamaz ve nihayetinde dünyevî ve uhrevî cihetten nefsine zalim olmuştur. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “İftira eden kimse zarara uğramıştır.[6] buyurmuştur.

Allahu teala bizleri yalan isnadda bulunmaktan ve yalan isnada uğramaktan muhafaza buyursun. İnşaAllahu teala!

[1]http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2015-118-1476 (ind.:02.11.2016)Ahmed Ufuk Özçiçek

[2]https://sorularlaislamiyet.com (ind.:02.11.2016)Ahmed El-Ufuki

[3] http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2015-118-1476 (ind.:02.11.2016) Ahmed Ufuk Özçiçek

[4] http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2015-118-1476 (ind.:02.11.2016) Ahmed Ufuk Özçiçek

[5] http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2015-118-1476 (ind.:02.11.2016) Ahmed Ufuk Özçiçek

[6] http://www.nurnet.org/iftira-nedir-iftira-eden-ve-iftiraya-ugrayanin-dinimizdeki-yeri-nasildir/ (ind.:02.11.2016) Ahmed Ufuk Özçiçek
Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

Yazar: Ahmed Ufuk Özçiçek

Bîz Ahmedî ve Muhammedî bir insan-ı kâmil olmaya çalışan insan-ı acûzuz.

Yorum bırakın